|
Saklıkent'e 15 km uzaklıkta olup araba ile 20 dakika kadar sürmektedir.
Lykia'nın güneyinde, Xanthos Çayı'nın (Eşen Çayı / Kocaçay) vadisinde
kurulu olan Xanthos, Likya federasyonunun başkentidir. Şehrin batısından
akan Xanthos Çayı, Lykia'daki nadir Hellen'ce adlı yerlerden biridir.
Şehrin Lykia dilindeki ismi ise Arrna'dır. Bu şehrin insanları ölümüne
bir bağımsızlık tutkusuna sahip olmakla ünlüdür.
Xanthos adının Homeros'un
İlliada'sında Sarpedon ve Lykia'lı savaşçılarının geldiği yer olarak
geçtiği için uzun süre şehrin Truva Savaşları'nın geçtiği MÖ 13.
yüzyıl sonlarında var olduğu düşünülmüştür. Oysa şehirdeki arkeolojik
buluntular MÖ 8. yüzyıldan önceye gitmemektedir.
Şehir 1938 yılında İngiliz arkeolog Sir Charles Fellows tarafından
keşfedilmiş, burada ele geçirilen yapıtların büyük bir kısmı 1844'e
kadar süren uzun çalışmalar sonucu British Museum'a (!) taşınmıştır.
İlliada'da Xanthos'tan
'anaforlu Xanthos' şeklinde bahsediliyor olması o zamanda da ırmağın
Xanthos adıyla anıldığını, fakat Xanthos şehrinin kurulmamış olduğunu
belgeler. Bu sava göre şehir kendisinnden çok önce isimlendirilmiş
olan nehrin adını almıştır. Şehrin adının Xanthos adındaki kurucudan
geldiği de söylenenler arasındadır. Homeros'un yazdıklarından çıkarılabilecek
bir başka sonuç, efsanevi kahraman Sarpedon'un vatanının Xanthos
Vadisi olduğudur.
Persler dönemi
Xanthos'un tarihsel
metinlerde adı ilk olarak Herodotos'un eserinde MÖ 545 yılındaki
Pers istilası sırasındaki direnişiyle geçer. Herodotos bu direnişi
şöyle anlatır:
"... Lykia'lılara
gelince, Harpagos ordusu Xanthos ovasına indiği zaman, onlar da
karşı koydular, bitmez tükenmez kuvvetlere karşı, az sayı ile dövüştüler;
yiğitlikte nam aldılar, ama yenildiler, kentlerine geri atıldılar,
kadınları, çocukları, hazineleri ve köleleri kaleye doldurdular
ve alttan, yandan ateşe verdiler , öyle ki, yangın kaleyi yerle
bir etti. Bundan sonra birbirlerine korkunç yeminlerle bağlanarak
düşmana saldırdılar ve Xanthos'ta oturanların tümü de savaşarak
ölmüş oldular.
Bugün
bütün Lykia'da kendilerini Xanthos'lu diye tanıtanların,seksen ev
dışında hepsi de yabancıdır; bu seksen aile, o zamanlar ülkenin
dışında bulunuyordu; bundan ötürü hayatta kalmışlardır..."
Sözü geçen bu seksen
ailenin ise o sırada günümüzde de yaygın olan bir geleneği uyguladığı,
yani yazı geçirmek için yaylaya çıkmış oldukları düşünülmektedir.
Bu büyük yıkımdan
sonra Xanthos da diğer Lykia şehirleriyle birlikte Pers satraplığına
dahil oldu, fakat Persler Lykia'da asker bırakmadığından Pers hakimiyeti
Lykia'lıların yaşamını fazla etkilemedi. Harpagos'un kuşatması sırasında
tamamen yıkılan akropolis, kısa süre sonra yeniden inşa edilmeye
başlandı; akropolisin güney-doğusunda yeni bir saray binası yapıldı.
Bu yapının yanında ise depolar ve üç sella'lı bir tapınak yer alıyordu.
Ayrıca Xanthos'un doğu etkileri taşıdığı düşünülen ilk kule mezarları
da bu döneme tarihlenmektedir. Bu dönemde Lykia Athena ile sıkı
ticari ilişkiler kurmuştur.
Alexandros ve generallerinin
dönemi
MÖ 475 - 470 yılları
arasında şehir bir yangın sonucu tekrar yerle bir olmuş, Athena'lıların
yardımıyla yeniden inşa edilen şehirde MÖ 334 yılının sonlarında
Alexandros (Büyük İskender) bölgeye gelene kadar huzur ortamı hüküm
sürmüştür. Tarihçi Appianos MS 2. yüzyılda yazdığı bir metinde Xanthos'luların
Alexandros'a boyun eğmek istemediklerinin ve daha önce yaptıkları
gibi özgürlük adına kendilerini öldürdüklerinin söylendiğini yazsa
da, bu dönemde şehirde yıkım izlerine rastlanmaması ve Alexandros'un
seferi hakkındaki en önemli bilgi kaynağımız olan Arrhianos'un aynı
yüzyılda yazdığı metinlerde Xanthos'un Patara, Pınara ve diğer şehirlerle
birlikte kendiliğinden teslim olduğunun belirtilmesi nedeniyle Appianos'un
söyledikleri kuşku ile karşılanmalıdır. Ayrıca Alexandros'un Batı
Anadoluya, Persleri geri atmak amacı ile girdiği ve bir kurtarıcı
olarak görüldüğü bilinmektedir.
Alexandros'un ölümünden
sonraki karışıklık döneminde kent Alexandros'un generallerinden
Antigonos'un eline geçti. MÖ 309 yılında, Alexandros'un kendisini
Mısır'ın kralı ilan etmiş olan generali Ptolemaios I filosuyla gelerek
Lykia'yı ele geçirdi. Şehrin Ptolemaios hanedanının egemenliği altındaki
Hellenistik dönemi MÖ 197 yılında Seleukos kralı III. Antiokhos'a
bağlanıncaya kadar sürdü. Şehrin Büyük Antiokhos'un egemenliği altına
girdiği şehirde bulunan bir yazıtta okunan "Kral Büyük Antiokhos
şehri Leto, Apollon ve Artemis'e adadı" ifadesinden anlaşılmaktadır.
Buradan anladığımız kadarıyla Xanthos'u kuvvet kullanarak ele geçiremeyeceğini
anlayan Antiokhos, savaştan ve kuşatılmaktan bıkmış olan Lykia'lılarla
bir anlaşma yapmış, bu anlaşmaya göre Xanthos Antiokhos'a teslim
olmuş, o da şehrin hür ve dokunulmaz olduğunu belirtmek amacıyla
şehri Lykia kültlerine adamıştır.
Romalılar dönemi
Magnesia Savaşı'nda
Rodosluların desteğini alan Romalılar Antiokhos'u ağır bir yenilgiye
uğrattılar ve Xanthos'u Rodoslular'a verdiler. Diğer Lykia şehirleri
gibi Rodos hakimiyetine karşı çıkan Xanthos, MÖ 167 yılında Roma'nın
Rodos'la arasının bozulması nedeniyle Lykia'nın Roma Senatosu tarafından
özgür ilan edilmesiyle birlikte Lykia Federasyonu'nun baş kenti
ve yönetim merkezi oldu.
Brutusa direnen
Xanthos
Xanthos bir kez de
MÖ 1. yüzyıldaki Roma içsavaşları sırasında Brutus tarafından kuşatıldı.
Octavianus ve Marcus Antonius'a karşı olan iktidar mücadelesi için
asker ve para temin etmek amacıyla MÖ 42 yılında Lykia'ya gelen
Brutus'un ağır talepleri Lykia federasyonu tarafından reddedildi.
Bundan sonra olanları Appianos'un yazdıklarından öğreniyoruz.
Yazara
göre Xanthos'lular ilk önce aşağı şehri yıkıp etrafını bir hendekle
çevirdiler ve içine girerek Romalılara karşı koymayı denediler.
Fakat Brutus onları şehirlerine hapsetmeyi başardı ve kuşatma donanımı
sayesinde şehir duvarlarını kısmen tahrip etti. Şehrin hala karşı
koyduğunu gören Romalı komutan, Lykia'lıların üzerine saldırmasını
sağladı ve onları kolayca bozguna uğrattı. Bu bozgundan sonra şehre
sığınmak isteyenler ise kapıları kapalı buldular, çünkü şehir bekçileri
onlarla birlikte düşmanın da içeri girmesinden korkuyordu. Her nasılsa
kısa bir süre sonra Xanthos'lular tekrar saldırıya geçmeye cesaret
ettiler ve kuşatma donanımlarını yaktılar. Bu sefer kapılar açık
kalmıştı ve şehre çekilenlerle birlikte bir çok Romalı da şehre
girdi. İsyancıların geri kalan kısmı da şehre girmek üzereyken birden
demir kaplı şehir kapısı aşağı inerek kapandı. Appianos bunun kapıyı
taşıyan iplerin kopması ya da Xanthos'luların kapının iplerini kesmesi
nedeniyle olmuş olabileceğini belirtir. İçerde zor durumda kalan
ve Sarpedon Tapınağı'na sığınmış olan arkadaşlarına ulaşmak için
her yolu deneyen Romalılar kuşatma donanımlarını ve merdivenlerini
kaybettiklerinden içeri giremediler. Büyük bir azimle yeni merdivenler
edinen Romalılar, bu merdivenler ve yaptıkları basit kancalarla
duvarlara tırmanmaya başladılar. Bir diğer grup ise nehrin aktığı
uçurumdan aşağı inmeyi denedi. Çoğu düşerek öldüyse de bir kısmı
başarılı oldu. Çeşitli yöntemlerle içeri girenler dıştakilerle birlikte
kapıyı dövmeye başladılar. Gün batımıyla birlikte şehir düşmüştü.
Kaçma şansları olmayan Xanthos'lular, daha önce yaptıkları gibi
herşeyi yaktılar ve birbirlerini öldürmeye başladılar. Feryatları
duyan Brutus Xanthos'lulara acıdı ve askerlerine sağ kalan her Xanthos'lu
için ödül vereceğini duyurdu, fakat sadece150 kişi kurtarılabildi.
Diğer tarihçiler farklı
ayrıntılardan bahsederler. Plutarkhos Romalıların nehri su altından
yüzerek geçmeyi denediğini, fakat Xanthos'luların ziller taktıktan
sonra suya bıraktıkları ağlara yakalandıklarını söyler. Bu hikaye
nehrin yapısının buna uygun olmaması nedeniyle kabul görmemektedir.
Plutarkhos da Lykia'lıların toplu intiharından 150 kişinin sağ kurtulduğunu
yazmıştır. Brutus'le Xanthos'lular arasındaki yazışmalar olduğu
söylenen, fakat doğruluğu çok şüpheli olan bir grup mektupta Brutus'un
ağzından merhamet için yalvaran Xanthos'luları nasıl yaş farkı gözetmeksizin
katledip şehri yaktığı anlatılmaktadır. Bu mektuplar olayı Appianos
ve Plutarkhos'un anlattıklarıyla taban tabana zıt bir şekilde anlatmaktadır.
Roma ve Bizans
eyaleti haline geliş
Xanthos, Brutus'u
yenen Marcus Antonius tarafından bu yıkımdan bir yıl sonra tekrar
imar ettirildi. MS 43 yılında imparator Claudius tarafından bir
Roma eyaleti haline getirilen Xanthos Bizans döneminde piskoposluk
merkezi oldu. Bu dönemde surları yenilenen ve aralarında tepenin
üstündeki manastırın da bulunduğu yeni yapılara kavuşan şehir 7.
yüzyılda başlayan Arap akınları sırasında terk edildi ve küçük bir
köye dönüştü.
Batılı gözü ile yazılan
bu tarihte bazı açık noktalar bulunmaktadır. Görkemli bir şehrin
M.S. I. yüzyıldan 8. yüzyıla kadar kendisinden bahsettirecek bir
olay yaşamamış olması anlamlıdır. Bir diğer yorum Arap akınlarından
çok önce bu görkemlı pagan şehirlerinin Hristiyan baskılarına direnemiyerek
çölüp dağıldığı düşünülebilir.
Kalıntılar
Güneydeki
şehir kapısından girip patikayı biraz takip ettikten sonra solda
İmparator Vespasian'ın kendi adına yaptırdığı kemerli geçidi görüyoruz.Bu
kemer Dor tipi Triumphal Arch'a bir örnektir. Kemerli geçidin hemen
karşısında ise Nereid Monumentini görüyoruz. Nereid Monumentinin
kaidesinin iki bölümü mermer frizlerle kaplıdır. Kaidenin üstünde
küçük bir Ion tapınağı yükselir. Tapınağın 4*6lık sütunları vardır.
Peristyle'ın genişliği 1.06 metredir, pronaos ise 1 metre derindedir.
Tapınağın içine her iki uçtan da giriş vardır. İç kısım(Cella) ölüler
için taştan banklarla döşenmiş ve de kabartmalarla zengince süslenmiş.
Cassettes ve üçgen taş bloklar yine Cella'nın tavan süslemelerinin
birer parçalarıdır.
Doğu panelinde, karısıyla
birlikte tahtında oturan kral ve onların hizmetçileri;batı panelinde
ise bir atlıyla askerler arasındaki savaş resmedilmiş. Arşitrav
üzerindeki frize Lykialıların tipik ayı avları ve bunun biraz üstüne
adam kaçırma olayları efsanevi bir biçimde aktarılmış. Adam kaçırma
hakkındaki efsanelerden birine göre de Dioscures, Leukippos'un kızlarını
kaçırıp onlara defalarca tecavüz ediyor.
Nereid anıtı ismini
12 su perisi figüründen almış,bu danseden figürler peristyle'ın
sütunları arasında bulunur. Tabandaki iki friz birbirinden farklıdır.
Aşağıdaki frize savaş sahneleriyle, çıplak bir Yunan askerinin Persli
düşmanlarıyla yüzleşmesi aktarılmış. Yukarıdakine ise merhumun hayatından
bir olay resmedilmiş (Şehrin istilası). Şehir surları önünde savaş,şehre
taarruz,ilk tutsakların şehre gelişi ve son olarak da şehrin istilacılara
boyun eğişi. Pers saraylarındaki seromonilerden alıntı bir manzarayla
prensi ,tahtında, büyük bir şemsiyenin altında oturken görüyoruz.
M.Ö. 4. yüzyılın ilk
çeyreğinden kalmış olan bu anıt, Xanthos'daki diğer eserler gibi
yine Charles Fellows tarafından Beacon adlı İngiliz savaş gemisiyle
Londra'ya kaçırılmış.
Biraz daha ilerlediğimizde
solda, daha önceden arkaik ve klasik bir nekropol olan Lykia akropolünü
görüyoruz. Akropolde yapılan kazılarda her tabakada yangın izlerine
rastlanmış, ilk tabakadaki yangın izleri de Harpagos'la olan savaştan
kalma. Fakat , Xanthos'un son periodunda orada yaşayan Bizanslılar
akropole yangınlardan daha büyük zarar vermişler, akropolün tamamını
bozup karıştırmışlar.
Yine
de sistematik kazılar sonucunda daha birçok yapının temelleri bulunmuş
durumda. Lykia'nın popüler mimari malzemesi olarak tahtanın tercih
edilişinden, çok azı günümüze kadar gelebilmiş. Fakat iyi konumdaki
birkaç mozaik bulunmuş ve bunlar şu anda Antalya Müzesi'nde sergileniyor.
Archilles'in Thetis tarafından Styx nehrinde batırılıp çıkartılması
bu mozaiklerden birinin üstüne resmedilmiş, tabii ki bu eser düşüncelerimizi
Troia savaşına alıp götürüyor. Akropol ve Eşen Çayı arasında gizli
patikalar bulunur. Bu patikalar çaydan su taşınmasında, savaş sırasında
yardım getirilmesinde ve sürpriz ataklar yapılmasında kullanılmış.
Akroplün kuzeyinde
ise yıkık sahnesiyle Roma tiyatrosu var (MS 2. yüzyıl). Romalıların
kurmuş olduğu amfitiyatro, Hellenistik dönemde kurulmuş olan daha
küçük bir amfitiyatronun alanı üzerine yapılmış; bu yüzden tiyatronun
bir kısmı Lykia nekropolünün içine doğru giriyor. Tiyatronun batı
girişi bir duvarla bloke edilmiş, doğu paradosu ise orkestraya çıkıyor.
İki tane cavea'sı vardır ve de oturma yerleri iyi korunmuştur. Sadece
üstteki cavea'daki bazıları Bizans zamanında tahrip olmuştur.Yukarıda
Lykia nekropolüne açılan bir kapı vardır. Opramoas of Rhodiapolis
30000 denarii gözden çıkarıp, büyük depremden sonra tahrip olan
tiyatroyu yeniliyor. Bizans zamanında da tiyatronun taş oturakları
şehir duvarlarının yapımında kullanılıyor.
Tiyatronun hemen batısında
ise iki mezar yer alıyor. Bu iki mezar tiyatronun ve Xanthos'un
sembolü haline gelmiştir. Bu mezarlardan kuzeydeki Harpies anıtı(8.64
metre uzunluğunda) en eski Lykia mezarlarından biridir, kabartmaları
da eşsiz güzelliktedir. Kabartmadaki figürler Milesian-Ionian stilindedir,
Yunan sanatının yerel ögeler üzerindeki etkisine de güçlü bir kanıttır.
Monolitik sütunun
uzunluğu 5.43 metredir ve sütunun üzerinde kare şeklinde çıkıntılar
görülebilir. Mezar odasını çevreleyen friz 1.02 m., onun üstündeki
3 katlı taş blok ise 0.65 m. yüksekliğindedir. Kabartmalarda genellikle
oturan figürler horoz,yumurta veya nar gibi doğurganlık ve bereket
sembollerini alırlarken resmedilmişler.
Bu
anıta ismini veren yaratıklar ise anıtın kuzey ve güney yüzlerinde
resmedilmişler. Bunlar kadın kafalı, yarı kuş yarı kadın yaratıklar.
Kanatları ve kuyrukları var, çocukları kollarında taşıyorlar. Bütün
bu figürlerde belki ölülerin bazı tanrıları; belki cenaze töreni
hediyeleri sunulan bir hükümdar; belki de çocuk görünümündeki ölülerin
ruhlarını Isles of Blessed'e taşıyan Sirenler resmedilmiş. Sonuçta
figürlerde bu dünyaya ait hiçbir olayı göremiyoruz. MÖ 470 yılından
bizlere kalan bu anıtta geleceğin Yunan sembolizmini görebiliyoruz.
Bu kabartmalar da Charles Fellows tarafından götürüldüğünden orijinali
plaster kabartmayla değiştirilmiş
Bunun güneyindeki
mezar sarkofaj ve sütun mezar olmak üzere ikiye ayrılıyor. Sütunun
üst kısmını kalın taş bloklar oluştururken, içinde de gömüt için
bir boşluk bulunur. Hellenistik dönemden kalma olan sarkofaj popüler
tahta heykeltraşçılığının taş üzerine bir uygulamasıdır. Mezardaki
kabartma üzerindeki güreşen iki dev adam figürü İstanbul Arkeoloji
Müzesi'nde bulunmaktadır.
Tiyatronun kuzeyinde
çevresindeki iki anıtla birlikte bir Roma agorası bulunur. Bu anıtlardan
agoranın kuzeydoğusunda olanı Xanthos'un ünlü dikilitaşıdır. Sütun
üzerindeki yazıtlar tüm taş bloğu kaplamaktadır, fakat üst kısmı
fena halde tahrip olmuştur. 4.04 metre yüksekliğinde tek blok bir
taştan yapılmış, 250 satırlık en eski Lykia yazıtıdır. Kuzeydeki
yazıtların 12 satırı Yunancadır, geri kalanı Lykia dilindedir. Yazıtların
üst kısmındaki gömü odasının çevresi kabartmalı taş bloklarla kaplanmıştı.
Bunların çoğu yine Fellows tarafından kaçırıldı. Gömü odasının üstü
üç tabakalı bir kapakla çevriliydi. Dikilitaşın üst bloklarından
elde edilen izlere göre, anıtın üst kısmında aslanın üzerine oturmuş
bir prens heykeli bulunuyordu. Yazıt ve kabartmalardan anlaşıldığına
göre ,bu anıt Lykia kralı olan Kherei'nin savaş ve zaferlerini anlatıyor.
MÖ
4. yüzyılda kentin kuzey kesimlerine bir Roma akropolü yapılmış.
Bu akropolün doğusunda yüksek, tahrip olmamış bir sütun-mezar var.
Bu mezarın altında kayaların içine oyulmuş mezar evleri vardır.Buraya
pek uzak olmayan başka bir yerde ise Xanthos'un Persler zamanından
kalma en eski mezarlarından biri olan aslanlı mezar bulunur.Mezar
üstündeki kabartmalarda aslanlara karşı mücadeleler, savaş manzaraları
ve dişi bir aslanın figürü bulunur. Fakat bunlar şu anda British
Museum'da sergilenmektedir.
Aslanlı mezarın hemen
yakınında ise Pavaya sarkofajı bulunmaktadır, ve yine bu anıtın
kabartmaları da British Museum'da sergilenmektedir. Bize kala kala
bu sarkofajın tabanı kalmıştır.
Kentin doğu kısmında,
Fransız arkeologlar tarafından yapılan kazı çalışmaları sonucunda
muhteşem taban mozaik ve fresklerine sahip 10. yy'dan kalma bir
bazilika ortaya çıkarılmış. Lykia zamanından kalma taş bloklar bu
bazilikanın yapımında kullanımış.
Roma ve Bizans dönemlerinde,
Lykia ve Roma akropolleri arasında kalan bölge yerleşim ile alış-veriş
merkezleri olarak kullanılmış. Ayrıca şehir surlarının dışındaki
Roma nekropollerinde bir çok kaya mezarına ve sarkofajlara rastlamak
mümkündür.
|